Bahar geldiğinde Boğaziçi Üniversitesi’ndeki güney meydan çimlerde pek çok spor dalının uygulandığı spor festivali yapılır. Ben ise en çok çimler üzerinde voleybol oynanmasını severdim. Güney meydan çok şenlikli olurdu bu zamanlarda. Güney meydanın bu şenlikli hali ise o sırada elinde kitaplarla derse gidip gelen benim halime ters istikamette sirayet ederdi. Bir hüzün ve ağırlık çökerdi üstüme. Bu yüzden de spor festivali olduğunda festivale çok bakmadan önüme bakarak derse gidip gelirdim. Bahar rüzgarı hafifçe eserken çimler üzerinde voleybol oynamayı canım o kadar çok isterdi ki kitaplarımı bir kenara fırlatıp koşarak maça dahil olmak gelirdi içimden. Dahil olabilir miydim? Olabilirdim ama hep olmamayı tercih ettim. Çünkü tesettürlü bir kızın kamuya açık bir ortamda voleybol oynamasının doğru olduğunu düşünmüyordum. Aynı zamanda spor festivalinin kadın erkek karışık ve çok eğlenceli gözüken ortamı da dahil olmak isteyeceğim türden bir ortam değildi. Güney meydanda bir bahar günü öğleden sonra voleybol oynamak içimde kaldı diyebilirim. Evet evet içimde kaldı. Sadece voleybol oynamak değil başka şeyler de içimde kaldı. Mesela yaz geldiğinde mağazalara rengarenk çiçekli elbiseler gelir. Ben rengarenk çiçekli elbiseleri çok severim ama dışarıda bu kadar dikkat çekici giyinmeyi tesettürlü bulmadığım için giyinmeyi tercih etmem. Bir yaz akşamında uçuş uçuş rengarenk ve çiçekli bir elbiseyle sahilde oturmak içimde kaldı diyebilirim. Görünce çok canım istiyor diye yaz aylarında alışveriş merkezi gezmeyi hiç sevmem. Renkli vitrinleri gördükçe bir ağırlık hissederim. Sonra başka ne mi içimde kaldı? MFÖ grubundan birisi vefat etmeden bir kere konserlerine gidip konser boyunca şarkılarına eşlik etmek çok isterdim ama ya ölme vaktim konsere denk gelirse diye hiç cesaret edemedim. Konser sırasında ölmüş olmak konsere gitmemekten daha çok yaralardı beni. Sonra Özkan Uğur vefat etti zaten, Allah rahmet eylesin. Benim de konsere gitme hevesim kaçtı. Ama ne yalan söyleyeyim bir MFÖ konserine gitmek içimde kalmadı değil.
Burada anlatmadığım içimde kalan daha pek çok şey var. Allah rızası için ettiğim bir tercihten dolayı bir şey içimde kaldığında Allah’ın cenneti neden yarattığını ve bu dünyanın cennet olmadığını tekrar hatırlıyorum. Bu dünyanın ötesine olan özlemim artıyor. Böylece dünyaya daha az bağlı hissediyorum. Sonra da içimde kalan şeylerin daha güzel ve coşkulu şekilde Allah’ın bana cennette hediye edeceğine olan imanımı içimde büyütüyorum. İçimde kalan şeyler benim cennete olan hasretimi artırıyor. Hayal gücü çok yüksek bir insan olmadığım için cenneti hayal etmekte hep zorlanırdım. Bu yüzden de cennete girmek için motive hissetmekte de zaman zaman zorluk çekerdim. Halbuki Allah da Kur’an’da sık sık cennet tasviriyle bizi motive ediyor. Demek ki bu motivasyona sahip olmak bir Müslüman için önemli bir paydayı oluşturuyor. Bu yüzden bu dünyadan kaçıp cenneti hayal etmenin de imana ve mücadeleye dahil olduğunu düşünüyorum. İçimde kalan şeylerden yola çıkarak cenneti daha kolay hayal edebiliyorum.
Müslümanca bir yaşamı kabul ederek bu dünyada bir şeylerin mutlaka içimde kalacağı gerçeği beni artık acıtmıyor. Peygamberimiz (sav)’in Hz. Ömer’e dediği gibi “Dünya onların âhiret bizim olsun, istemez misin yâ Ömer?!” Güney çimlerdeki voleybol da, rüzgarda etekleri uçan çiçekli elbiseler de, MFÖ konseri de onların olsun, ahiret bizim olsun. Amin 🙂
Zeynep
Yorum yok! İlk sen ol.